23 Mart 2012

Yaşam Tek Kişiliktir

Sözün verildiği gün biliyordum, tutulmayacağını. Anahtarının olduğu halde kapının zilini çalmaktır bu bir bakıma. Ben geldim bak yine aynı saatte, uzun iki kere bastım zile, içerde ne olduğunu biliyorum ama görmek istemiyorum, demektir. Çünkü görmediği her şeyde yanılma payı vardır insanın. İşte ben o payın yıllardır sadık yaşayanıyım. Yıllardır tanımadığım insanlarla o pay etrafında alışverişte bulundum, âşık oldum, kavga ettim, hüzünlendim, mutlu oldum, şakalaştım, kitap okudum, yazı yazdım.

Gün geldi başka kapıların anahtarlarını cebime koydum. Değişik saatlerden bir akşam yedi buçuğunu belirledim kendime, tek uzun iki kısa çaldım zili de. Sabah saatlerinde ayrıldım evden. Sokakta oynamaya; ilk gençlikte PierLoti’nin arkasında sigara içmeye; okula, dershaneye; miting alanlarına; kızlarla buluşmaya, erkeklerle dövüşmeye; pek fazla olmasa da işe; kitap almaya; sırf canım istiyor diye yürümeye çıktım evden. Öksürdüm, eğer geleceğimi haber vermediysem insanlara, onların yanına girerken.

İçimden geldiği gibi yaşadım. İçinde olduğum şeylerin, dışarıdan nasıl gözüktüğünü görmeye çalıştım sadece. Çünkü kırık, yıpranan, ıskalanan, harap edilen, şimdi olmaz sonra denilen şeylerin bir hafızası var. Herkesi birbirine benzeten ve birbirinden ayıran, bilinmezlik ve güçlülük bakımından zamandan sonra ilk sırayı alabilecek bir hafıza… Doğaya, sanata, yapılara, felsefeye ve bilime sinmiş, insana bu yollardan en çok da başka bir insandan taşındı bu hafıza. Garip gelecek ama ne zaman tekrar tekrar karşılaşsam bu hafızayla, ömür denilen sürenin iki kişinin birlikte yaşayamayacağı kadar dar olduğunu düşünürüm. Yaşam tek kişiliktir. Kör noktalara düşen ışıksa din ve sanattır.

İşte ne zaman biri haber verip gelse, anahtarı olduğu halde zili çalsa ve bulunduğum ortama öksürüğü kendinden önce gelse irkilir ve midemde bir bulantı duyarım. Kendimden, gözümün gördüklerinden, aklımdan geçen düşünceden şüphe duyarım. Orada küçülür, oradan duyulur duyulmaz bir gidiyorum’la kalkar kendi kapıma varırım. Anahtarla kapıyı açar ‘Ben Ruhi Bey, Ruhi Bey nasılsınız?’ derim.

Muhammed Murat Köprülü

Not: Ömer Seyfettin’in YÜKSEK ÖKÇELER hikâyesini okuduktan sonra kaleme alınmış bir yazıdır. Bulabilen YÜKSEK ÖKÇELER hikâyesini mutlaka okumalı.